Share this content on Facebook!
Last Posts

Kim Şerefsiz?
Türk istihbarat birimleri ciddi kavga ediyor!...
Bu defa İran'da BOP'a saplandılar
Yabancılara Akan Derelerimiz
ATATÜRK’ÜN CEPHELERDE VERDİĞİ DÖRT EMİR

Sponsor Links


Popular Posts

Cumhuriyet
Laiklik
Dersim
Öğretmenler Günü
Fetullah Gülen

Comments

ilkay utlu: Kısaca....halt etmişler...onla...
 w1212: Mhp ve Chp acilen ve lütfen Si...
Serri At: ESHEFLE KINIYORUM .. Alla...
ersalan kamrani: turkiye suriyeyı desteklememid...

Search


Küçük Elif


Atatürk Öldü diye ağlıyor | video.mynet.com


Sarı Saçlı Mavigözlüm


SARI SAÇLIM,MAVİ GÖZLÜM NERDESİN | video.mynet.com


Ne Mutlu Türk'üm Diyene

Sayfamızda
: dk/sn
Misafir Oldunuz


Mehmetçik Vakfı

TSK Mehmetçik Vakfı

Atatürk

Mustafa Kemal Atatürk (1881-1938) TÜRKİYE CUMHURİYETİ'NİN KURUCUSU VE İLK CUMHURBAŞKANI ATATÜRK Mustafa Kemal Atatürk 1881 yılında Selânik'te Kocakasım Mahallesi, Islâhhâne Caddesi'ndeki üç katlı pembe evde doğdu. Babası Ali Rıza Efendi, annesi Zübeyde Hanım'dır. Baba tarafından dedesi Hafız Ahmet Efendi XIV-XV. yüzyıllarda Konya ve Aydın'dan Makedonya'ya yerleştirilmiş Kocacık Yörüklerindendir. Annesi Zübeyde Hanım ise Selânik yakınlarındaki Langaza kasabasına yerleşmiş eski bir Türk ailesinin kızıdır. Milis subaylığı, evkaf katipliği ve kereste ticareti yapan Ali Rıza Efendi, 1871 yılında Zübeyde Hanım'la evlendi. Atatürk'ün beş kardeşinden dördü küçük yaşlarda öldü, sadece Makbule (Atadan) 1956 yılına değin yaşadı. Küçük Mustafa öğrenim çağına gelince Hafız Mehmet Efendi'nin mahalle mektebinde öğrenime başladı, sonra babasının isteğiyle Şemsi Efendi Mektebi'ne geçti. Bu sırada babasını kaybetti (1888). Bir süre Rapla Çiftliği'nde dayısının yanında kaldıktan sonra Selânik'e dönüp okulunu bitirdi. Selânik Mülkiye Rüştiyesi'ne kaydoldu. Kısa bir süre sonra 1893 yılında Askeri Rüştiye'ye girdi. Bu okulda Matematik öğretmeni Mustafa Bey adına "Kemal" i ilave etti. 1896-1899 yıllarında Manastır Askeri İdâdi'sini bitirip, İstanbul'da Harp Okulunda öğrenime başladı. 1902 yılında teğmen rütbesiyle mezun oldu., Harp Akademisi'ne devam etti. 11 Ocak 1905'te yüzbaşı rütbesiyle Akademi'yi tamamladı. 1905-1907 yılları arasında Şam'da 5. Ordu emrinde görev yaptı. 1907'de Kolağası (Kıdemli Yüzbaşı) oldu. Manastır'a III. Ordu'ya atandı. 19 Nisan 1909'da İstanbul'a giren Hareket Ordusu'nda Kurmay Başkanı olarak görev aldı. 1910 yılında Fransa'ya gönderildi. Picardie Manevraları'na katıldı. 1911 yılında İstanbul'da Genel Kurmay Başkanlığı emrinde çalışmaya başladı. 1911 yılında İtalyanların Trablusgarp'a hücumu ile başlayan savaşta, Mustafa Kemal bir grup arkadaşıyla birlikte Tobruk ve Derne bölgesinde görev aldı. 22 Aralık 1911'de İtalyanlara karşı Tobruk Savaşını kazandı. 6 Mart 1912'de Derne Komutanlığına getirildi. Ekim 1912'de Balkan Savaşı başlayınca Mustafa Kemal Gelibolu ve Bolayır'daki birliklerle savaşa katıldı. Dimetoka ve Edirne'nin geri alınışında büyük hizmetleri görüldü. 1913 yılında Sofya Ateşemiliterliğine atandı. Bu görevde iken 1914 yılında yarbaylığa yükseldi. Ateşemiliterlik görevi Ocak 1915'te sona erdi. Bu sırada I. Dünya Savaşı başlamış, Osmanlı İmparatorluğu savaşa girmek zorunda kalmıştı. Mustafa Kemal 19. Tümeni kurmak üzere Tekirdağ'da görevlendirildi. 1914 yılında başlayan I. Dünya Savaşı'nda, Mustafa Kemal Çanakkale'de bir kahramanlık destanı yazıp İtilaf Devletlerine "Çanakkale geçilmez! " dedirtti. 18 Mart 1915'te Çanakkale Boğazını geçmeye kalkan İngiliz ve Fransız donanması ağır kayıplar verince Gelibolu Yarımadası'na asker çıkarmaya karar verdiler. 25 Nisan 1915'te Arıburnu'na çıkan düşman kuvvetlerini, Mustafa Kemal'in komuta ettiği 19. Tümen Conkbayırı'nda durdurdu. Mustafa Kemal, bu başarı üzerine albaylığa yükseldi. İngilizler 6-7 Ağustos 1915'te Arıburnu'nda tekrar taarruza geçti. Anafartalar Grubu Komutanı Mustafa Kemal 9-10 Ağustos'ta Anafartalar Zaferini kazandı. Bu zaferi 17 Ağustos'ta Kireçtepe, 21 Ağustos'ta II. Anafartalar zaferleri takip etti. Çanakkale Savaşlarında yaklaşık 253.000 şehit veren Türk ulusu onurunu İtilaf Devletlerine karşı korumasını bilmiştir. Mustafa Kemal'in askerlerine "Ben size taarruzu emretmiyorum, ölmeyi emrediyorum!" emri cephenin kaderini değiştirmiştir. Mustafa Kemal Çanakkale Savaşları'dan sonra 1916'da Edirne ve Diyarbakır'da görev aldı. 1 Nisan 1916'da tümgeneralliğe yükseldi. Rus kuvvetleriyle savaşarak Muş ve Bitlis'in geri alınmasını sağladı. Şam ve Halep'teki kısa süreli görevlerinden sonra 1917'de İstanbul'a geldi. Velihat Vahidettin Efendi'yle Almanya'ya giderek cephede incelemelerde bulundu. Bu seyehatten sonra hastalandı. Viyana ve Karisbad'a giderek tedavi oldu. 15 Ağustos 1918'de Halep'e 7. Ordu Komutanı olarak döndü. Bu cephede İngiliz kuvvetlerine karşı başarılı savunma savaşları yaptı. Mondros Mütarekesi'nin imzalanmasından bir gün sonra, 31 Ekim 1918'de Yıldırım Orduları Grubu Komutanlığına getirildi. Bu ordunun kaldırılması üzerine 13 Kasım 1918'de İstanbul'a gelip Harbiye Nezâreti'nde (Bakanlığında) göreve başladı. Mondros Mütarekesi'nden sonra İtilaf Devletleri'nin Osmanlı ordularını işgale başlamaları üzerine; Mustafa Kemal 9. Ordu Müfettişi olarak 19 Mayıs 1919'da Samsun'a çıktı. 22 Haziran 1919'da Amasya'da yayımladığı genelgeyle "Milletin istiklâlini yine milletin azim ve kararının kurtaracağını " ilan edip Sivas Kongresi'ni toplantıya çağırdı. 23 Temmuz - 7 Ağustos 1919 tarihleri arasında Erzurum, 4 - 11 Eylül 1919 tarihleri arasında da Sivas Kongresi'ni toplayarak vatanın kurtuluşu için izlenecek yolun belirlenmesini sağladı. 27 Aralık 1919'da Ankara'da heyecanla karşılandı. 23 Nisan 1920'de Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin açılmasıyla Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulması yolunda önemli bir adım atılmış oldu. Meclis ve Hükümet Başkanlığına Mustafa Kemal seçildi Türkiye Büyük Millet Meclisi, Kurtuluş Savaşı'nın başarıyla sonuçlanması için gerekli yasaları kabul edip uygulamaya başladı. Türk Kurtuluş Savaşı 15 Mayıs 1919'da Yunanlıların İzmir'I işgali sırasında düşmana ilk kurşunun atılmasıyla başladı. 10 Ağustos 1920 tarihinde Sevr Antlaşması'nı imzalayarak aralarında Osmanlı İmparatorluğu'nu paylaşan I. Dünya Savaşı'nın galip devletlerine karşı önce Kuvâ-yi Milliye adı verilen milis kuvvetleriyle savaşıldı. Türkiye Büyük Millet Meclisi düzenli orduyu kurdu, Kuvâ-yi Milliye - ordu bütünleşmesini sağlayarak savaşı zaferle sonuçlandırdı. Mustafa Kemal yönetimindeki Türk Kurtuluş Savaşının önemli aşamaları şunlardır: Sarıkamış (20 Eylül 1920), Kars (30 Ekim 1920) ve Gümrü'nün (7 Kasım 1920) kurtarılışı. Çukurova, Gazi Antep, Kahraman Maraş Şanlı Urfa savunmaları (1919- 1921) I. İnönü Zaferi (6 -10 Ocak 1921) II. İnönü Zaferi (23 Mart-1 Nisan 1921) Sakarya Zaferi (23 Ağustos-13 Eylül 1921) Büyük Taarruz, Başkomutan Meydan Muhaberesi ve Büyük Zafer (26 Ağustos 9 Eylül 1922) Sakarya Zaferinden sonra 19 Eylül 1921'de Türkiye Büyük Millet Meclisi Mustafa Kemal'e Mareşal rütbesi ve Gazi unvanını verdi. Kurtuluş Savaşı, 24 Temmuz 1923'te imzalanan Lozan Antlaşması'yla sonuçlandı. Böylece Sevr Antlaşması'yla paramparça edilen, Türklere 5-6 il büyüklüğünde vatan bırakılan Türkiye toprakları üzerinde ulusal birliğe dayalı yeni Türk devletinin kurulması için hiçbir engel kalmadı. 23 Nisan 1920'de Ankara'da TBMM'nin açılmasıyla Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşu müjdelenmiştir. Meclisin Türk Kurtuluş Savaşı'nı başarıyla yönetmesi, yeni Türk devletinin kuruluşunu hızlandırdı. 1 Kasım 1922'de hilâfet ve saltanat birbirinden ayrıldı, saltanat kaldırıldı. Böylece Osmanlı İmparatorluğu'yla yönetim bağları koparıldı. 13 Ekim 1923'te Cumhuriyet idaresi kabul edildi, Atatürk oybirliğiyle ilk cumhurbaşkanı seçildi. 30 Ekim 1923 günü İsmet İnönü tarafından Cumhuriyet'in ilk hükümeti kuruldu. Türkiye Cumhuriyeti, "Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir" ve "Yurtta barış cihanda barış" temelleri üzerinde yükselmeye başladı. Atatürk Türkiye'yi "Çağdaş uygarlık düzeyine çıkarmak" amacıyla bir dizi devrim yaptı. Bu devrimleri beş başlık altında toplayabiliriz: 1. Siyasal Devrimler: · Saltanatın Kaldırılması (1 Kasım 1922) · Cumhuriyetin İlanı (29 Ekim 1923) · Halifeliğin Kaldırılması (3 Mart 1924) 2. Toplumsal Devrimler: · Kadınlara erkeklerle eşit haklar verilmesi (1926-1934) · Şapka ve kıyafet devrimi (25 Kasım 1925) · Tekke zâviye ve türbelerin kapatılması (30 Kasım 1925) · Soyadı kanunu ( 21 Haziran 1934) · Lâkap ve unvanların kaldırılması (26 Kasım 1934) · Uluslararası saat, takvim ve uzunluk ölçülerin kabulü (1925-1931) 3. Hukuk Devrimi: · Mecellenin kaldırılması (1924-1937) · Türk Medeni Kanunu ve diğer kanunların çıkarılarak laik hukuk düzenine geçilmesi (1924-1937) 4. Eğitim ve Kültür Alanındaki Devrimler: · Öğretimin birleştirilmesi (3 Mart 1924) · Yeni Türk harflerinin kabulü (1 Kasım 1928) · Türk Dil ve Tarih Kurumlarının kurulması (1931-1932) · Üniversite öğreniminin düzenlenmesi (31 Mayıs 1933) · Güzel sanatlarda yenilikler 5. Ekonomi Alanında Devrimler: · Aşârın kaldırılması · Çiftçinin özendirilmesi · Örnek çiftliklerin kurulması · Sanayiyi Teşvik Kanunu'nun çıkarılarak sanayi kuruluşlarının kurulması · I. ve II. Kalkınma Planları'nın (1933-1937) uygulamaya konulması, yurdun yeni yollarla donatılması Soyadı Kanunu gereğince, 24 Kasım 1934'de TBMM'nce Mustafa Kemal'e "Atatürk" soyadı verildi. Atatürk, 24 Nisan 1920 ve 13 Ağustos 1923 tarihlerinde TBMM Başkanlığına seçildi. Bu başkanlık görevi, Devlet-Hükümet Başkanlığı düzeyindeydi. 29 Ekim 1923 yılında Cumhuriyet ilan edildi ve Atatürk ilk cumhurbaşkanı seçildi. Anayasa gereğince dört yılda bir cumhurbaşkanlığı seçimleri yenilendi. 1927,1931, 1935 yıllarında TBMM Atatürk'ü yeniden cumhurbaşkanlığına seçti. Atatürk sık sık yurt gezilerine çıkarak devlet çalışmalarını yerinde denetledi. İlgililere aksayan yönlerle ilgili emirler verdi. Cumhurbaşkanı sıfatıyla Türkiye'yi ziyaret eden yabancı ülke devlet başkanlarını, başbakanlarını, bakanlarını komutanlarını ağırladı. 15-20 Ekim 1927 tarihinde Kurtuluş Savaşı'nı ve Cumhuriyet'in kuruluşunu anlatan büyük nutkunu, 29 Ekim 1933 tarihinde de 10. Yıl Nutku'nu okudu. Atatürk özel yaşamında sadelik içinde yaşadı. 29 Ocak 1923'de Latife Hanımla evlendi. Birçok yurt gezisine birlikte çıktılar. Bu evlilik 5 Ağustos 1925 tarihine dek sürdü. Çocukları çok seven Atatürk Afet (İnan), Sabiha (Gökçen), Fikriye, Ülkü, Nebile, Rukiye, Zehra adlı kızları ve Mustafa adlı çobanı manevi evlat edindi. Abdurrahim ve İhsan adlı çocukları himayesine aldı. Yaşayanlarına iyi bir gelecek hazırladı. 1937 yılında çiftliklerini hazineye, bir kısım taşınmazlarını da Ankara ve Bursa Belediyelerine bağışladı. Mirasından kızkardeşine, manevi evlatlarına, Türk Dil ve Tarih Kurumlarına pay ayırdı. Kitap okumayı, müzik dinlemeyi, dans etmeyi, ata binmeyi ve yüzmeyi çok severdi. Zeybek oyunlarına, güreşe, Rumeli türkülerine aşırı ilgisi vardı. Tavla ve bilardo oynamaktan büyük keyif alırdı. Sakarya adlı atıyla, köpeği Fox'a çok değer verirdi. Zengin bir kitaplık oluşturmuştu. Akşam yemeklerine devlet ve bilim adamlarını, sanatçıları davet eder, ülkenin sorunlarını tartışırdı. Temiz ve düzenli giyinmeye özen gösterirdi. Doğayı çok severdi. Sık sık Atatürk Orman Çiftliği'ne gider, çalışmalara bizzat katılırdı. Fransızca ve Almanca biliyordu. 10 Kasım 1938 saat 9.05'te yakalandığı siroz hastalığından kurtulamayarak İstanbul'da Dolmabahçe Sarayı'nda hayata gözlerini yumdu. Cenazesi 21 Kasım 1938 günü törenle geçici istirahatgâhı olan Ankara Etnografya Müzesi'nde toprağa verildi. Anıtkabir yapıldıktan sonra nâşı görkemli bir törenle 10 Kasım 1953 günü ebedi istirahatgâhına gömüldü

17 Feb 2012
 
Tam Sıra Başbakan’a Gelmişken!
Evet tam sıra Başbakan’a gelmişken, Ellerindeki iktidar gücünü kullanarak MİT Yasasını MHP’nin Tam muhalefet çabalarına rağmen Akp, Bdp İttifakı ile geçirdiler. Bu yasa ile MİT’çilerin yargılanması Başbakan’ın izni ile olacak. Demokrasiye bakın ki; İP Genel Başkanı Sayın Doğu Perinçek’i Abdullah Öcalan ile Görüştü diye yerden Yere vuranlar; Şimdi Pkk’ile görüşmeler...i kesinleşen Bir zat-ı muhteremi Aklama ve Kurtarma peşindeler. Aslında Perşembe’nin gelişi Çarşamba’dan belliydi. İlk önce Eski Genel Kurmay Başkanı’nı Terör Örgütü Kurmak Suçundan Tutukladılar. İlker Başbuğ’da AKP İktidarı döneminde Genelkurmay Başkanı olmuş bir isimdir. Ne kadar İlginç dimi? Birisi Terör Örgütü Kurmak Suçundan Yargılanıyor,Tutuklanıyor , bir diğeri ise Pkk’ile Görüştüğü için ve Tutuklanmaması için Sabahın 05:50’sine kadar kendisini kurtaracak yasanın çıkması sağlanıyor. İşte buna DEMOKRASİ diyorlar!
Aslında Hepinizin Hatırlayacağı bir ayrıntı var!
Sayın Başbakan Dönemin Genel Kurmay Başkanı ve Terörist İlker Başbuğ’ile Gediktepe’de Bilgi alış verişinde bulunmuş ve DEFALARCA kendisiyle Başbakanlık’ta görüşmeler yapmıştı. Yukarıda Dedik ya Tam Sıra Başbakan’a gelmişken ani bir Müdahale ile MİT Kanunu çıkarıldı ve Hakan Fidan Gibi, Başbakanın Yargılanması yolu kapatıldı. Buna DEMOKRASİ diyorlar! NORMALLEŞME Diyorlar!
Şimdi Soruyorum Daha Doğrusu MHP Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli Bey sormuştu : “KİM ŞEREFSİZ?”




11 Jan 2012
 
ALMANYA'da yayınlanan haftalık Der Spiegel Dergisi, İstanbul'da 61 kişinin öldüğü terör saldırılarının ardından Türkiye'deki istihbarat birimleri arasında ciddi bir kavga yaşandığına yer verdi.

Alman hükümeti adına hazırlanan ve gizli tutulan bir değerlendirme raporunda, istihbarat birimlerinin İsrail'den gelen uyarıları gereken şekilde ciddiye almadıkları suçlamalarına yer verildiği kaydedildi.

Derginin haberinde, Türkiye'deki istihbarat servislerinin yapılanmasından doğan karmaşıklıklar nedeniyle güvenlik alanında önemli sıkıntılar yaşandığına işaret edildi. Türkiye'de polisin, Genelkurmay'ın ve hatta jandarmanın bile özel operasyonlarda bulunduklarına ve Dışişleri Bakanlığı'nın da özel uzmanlara sahip olduğuna yer verildi.

YENİDEN YAPILANACAK

En büyük ağın ise Başbakanlığa bağlı Milli İstihbarat Teşkilatı'nın (MİT) oluşturduğu belirtilirken, İstanbul'daki terör saldırılarından sonra bu teşkilatların yeniden yapılandırılmasının gündeme geldiğine de işaret edildi. Türkiye'de de ABD'deki gibi iç ve dış istihbarattan sorumlu FBI ve CIA gibi yeni bir yapılanmanın planlandığına yer verilen haberde, özellikle askerlerin bu plana karşı şimdiden tavır almaya başladıkları da ileri sürüldü.

Evet yazıyı okudunuz: birde ben yorumlamak istiyorum bu yazıyı. Ne diyor? yazının başında;

"Türk istihbarat birimleri arasın da ciddi kavka var."  Bu istihbarat raporu Alman Hükümeti adına hazırlanıyor. Alam Hükümeti adına hazırlanan raporda "Türk İstihbarat Birimlerinin İsrail'den gelen İstihbarat raporlarına gereken şekilde değerlendirmedikleri için kavga yaşandığını belirtiyor." ve dergi devam ediyor " Türkiye'deki istihbarat servislerinin yapılanmasından doğan karmaşıklıklar nedeniyle güvenlik alanında önemli sıkıntılar yaşandığını belirtiyor" ve en önemliside Alam Hükümeti adına hazırlanan istihabarat raporun da Türk İstihbaratının yeniden yapılandırılacağına yer veriyor" Rapor da "En büyük ağın ise Başbakanlığa bağlı Milli İstihbarat Teşkilatı'nın (MİT) oluşturduğu belirtilirken, İstanbul'daki terör saldırılarından sonra bu teşkilatların yeniden yapılandırılmasının gündeme geldiğine de işaret edildi. Türkiye'de de ABD'deki gibi iç ve dış istihbarattan sorumlu FBI ve CIA gibi yeni bir yapılanmanın planlandığına yer verilen haberde, özellikle askerlerin bu plana karşı şimdiden tavır almaya başladıkları da ileri sürüldü."

Evet, Alaman Hükümetinin hazırlattığı raporların hepsi doğru çıktı. Asker Terörist oldu, Ergenekon gibi şanlı tarihimiz Terör örgitü oldu, Şimdi  aklıma bin türlü şey geliyor. acaba HSBC Bankasını birileri istihbarat zor durumda kalsın diyemi bombalandı? Kaşif Kozunoğlu MİT'in yapılanmasının dha çabuk değiştirilmesi içinmi tutuklandı?

 




 



15 Dec 2011

Şike tartışmalarıyla oyalanırken Türkiye'nin iç sızlatan hali bir süre gündemden düştü. Oysa konuşmamız, tartışmamız, üzerinde düşünmemiz ve çare üretmemiz gereken çok acil meselelerimiz var. Deprem bölgesindeki akıl almaz sorumsuzluk ve buna bağlı olarak gelişen perişanlık. Kış aylarında boyut değiştiren bölücü ihanet. Barzani'nin insafına bırakılmış terör. Belli bir zihniyetin tekeline geçen hukuk sistemi ve ortaya çıkan vahim sonuçları. Dayanılmaz boyutlardaki yoksulluk, perişanlık, yeni yılla birlikte milletin üzerine yağacağı kesin olan insafsız zamlar. Bütçe görüşmeleri sırasında mecliste yaşanan gerginlik ve iktidarın tahammülsüzlüğü. Ağır kış şartlarında her yanı sarmış olan ümitsizlik, yerlerde sürünen ve alay konusu edilen dış itibar, etrafımızı saran, gün geçtikçe büyüyen ve etkilerini gösteren ateş çemberi. Kabul edilemez teslimiyet BOP teslimiyetleri ve yarın ne olacağını bilememenin ezikliği.

Hiç bu kadar hırpalanmamıştık

Türkiye, sadece Cumhuriyet tarihinde değil, bu topraklarda var olmaya başladıktan sonra hiç bu kadar çaresiz bırakılmamış, hiç bu kadar hırpalanmamıştır. Her yetersizlik, her yanlış bir sonrakine emsal teşkil ediyor. Türkiye Cumhuriyeti ile meselesi olanlar hayal edemeyecekleri imkanlar buluyor. Ümitlenmemizi, heyecanlanmamızı, yarınlara güvenle bakmamızı sağlayacak istisna cinsinden bir şey bulamıyoruz. Bu normal bir durum değil. Hiçbir ölçüyle izahı yapılamaz. Ülkemizin bugün yaşadıklarının çok daha azına sebep olan siyasi oluşumlar ağır bedeller ödemek zorunda kaldılar. Bir çoğu tarihten silindi gitti. Bu durum sadece özeldir. Rejimi, anlayışı ne olursa olsun dünyanın her yerinde, böyle bir tabloya sebebiyet veren iktidarlar bırakır gider ve emaneti sahibine, yani millete teslim ederler. Ancak bizde hala oyalamanın, zaman kazanmanın ve bütün bu yaşananları hazmettirmenin yolları aranıyor. Üzerinde asıl düşünmemiz, endişelenmemiz gereken nokta tam da burasıdır.

Acı sonuçlar

İçeride yaşadıklarımızı sineye çekecek olsak bile, dışarıda olanları kabullenmek mümkün değildir. Zira, artık acı sonuçlar doğuracak noktaya gelinmiştir. İran'la geldiğimiz durumu makul ve mantıklı biçimde izah edebilecek biri var mı? Şimdi anlıyor musunuz Davos tiyatrosunun niye oynandığını? 9 Türk'ün Mavi Marmara gemisinde katledilmesine niçin yol verildiğini? İsrail'le papaz olduğunuz izlenimi vereceksiniz, diğer taraftan bölgenin bu terörist devletini her hangi bir saldırıdan korumak için füze kalkanını topraklarınıza yerleştirip, varlığının teminatı olacaksınız. Mısır, Libya ve Suriye tiyatroları da şimdi daha bir anlam kazanmıyor mu? Yakın akraba ilan edilen, elinden barış ödülü alınan Arap liderlerinin anında neden terk edildiklerini hala anlamayan varsa gitsin bir akıl muayenesinden geçsin. Devrilen liderlerin ortak özellikleri İsrail karşıtı olmalarıdır. İsrail'le barış görüşmelerine rağmen Hüsnü Mübarek'de buna dahildir. Zira, o görüşmelerden bir sonuç alınamayacağı artık kesinleşmişti. Bütün bu yaşananların sadece İsrail'in işini kolaylaştırması, üzerindeki tehditleri kaldırması bir tesadüf müdür? BOP'un ne olduğu, Eşbaşkanlığın neye yaradığı artık bütün çıplaklığı ile ortaya çıkmıştır.

Çatışma noktası

Sıranın İran'a geldiğini söylemeye bile gerek yok. Peki sonrasında ne olacak? Yine gözü gören, burnu koku alan, aklı başında olan, vicdan ve insaf sahibi birisi çıksın da bütün bu gelişmelerin, bütün bu oyunların, bütün bu planların dışında kaldığımızı ve hiçbir zaman sıranın Türkiye'ye gelmeyeceğini söylesin de görelim. İran diğer ülkelere benzemiyor. Daha köklü ve daha sistemli bir devlet. Kendine göre bir işleyişi var. Rusya ve Çin'le bir blok oluşturup, BOP oyunlarını bozmakta son derece kararlı. İşte mesele de tam bu noktada başlıyor. Bir tarafta BOP hesaplarını bozmaya çalışan İran, diğer tarafta BOP hesaplarını hayata geçirmeye uğraşan bir AKP. Gelip dayandığımız yer çatışma noktasıdır. İran, kendine yönelik bir saldırı da ilk olarak Malatya'yı, yani İsrail'i korumak için kurulan füze savunma sistemini vuracağını ilan etmiştir.

Çatışmaya itiliyoruz

Sıfır sorunla çıkılan yolda, sırf sorun olduk. Bu da yetmedi, çatışmaya itiliyoruz. Hala AKP'nin ne kadar başarılı olduğunu anlatıp, bütün bu riskleri Türk milletine hazmettirmeye çalışıyorlar. Artık Türk milleti bu durumu görmeli ve ülkenin sonu belirsiz maceralara sürüklenmesine izin vermemelidir.



13 Dec 2011

 

Milli servetimizin yabancılara teslim ediliyor ‘Bir mantar tabancası bile patlamadan madenlerimiz elimizden çıkar hale geldi’  Karadeniz Bölgesi’nin maden yatakları açısından zengin illerinden bir tanesi de Gümüşhane. Gümüşhane tarihe madenleriyle konu olmuş, madencilikte önemli bir yer tutmuş. Türkiye’de bugünlerde de maden yatakları en çok dikkat çeken ve yabancıların ilgisinin bulunduğu illerden bir tanesi. İlin sınırları içerisinde kalan maden havzası, mevcut madenlerinin yanında, potansiyel rezervleriyle de önem taşıyor. Altın rezervleri ise en çok dikkat çeken potansiyel. Öte yandan Artvin’de ise üç kuşaktır madencilik sektöründe çalışan halk çevre için son derece duyarlı. Artvinlilerin çevre tepkisi şirketlerin ruhsatlarını bile iptal ettirebiliyor.

Türkiye’nin Maden Politikaları:

   Karadeniz maden zenginliklerinde Türkiye’nin maden zenginlikleri içerisinde önemli bir yere sahip. Dünyanın en zengin yeraltı kaynaklarına sahip olan Türkiye’nin bu servetini yabancılara teslim edildi. Ülkenin bütün madenleri teslim alındı, Kan döküldü, can verildi, bağımsızlık kazanıldı, ortada fol yok, yumurta yok, bir tane mantar tabancası bile patlamadı, ülkenin bütün madenleri teslim alındı. Nedir bu?

 Hangi Şirketlere Ruhsat Verildi:

   Bir milleti zengin yapan unsurun onun öz kaynaklarıdır. Bir yıl içinde 16 bin ruhsat verdiler. Lozan Murahhas Azalarının vermediği o madenleri bugün Türkiye kime verdi? Rio Tinto: 30 tane maden arama ruhsatı bulunuyor. Cominco: 190 tane. Yani 190 ayrı yerde maden arıyor. TUPRAG: 63 tane maden arama ruhsatı var. Deumar’ın ise 3 tane ruhsatı var. Normandi: 149 adet maden arama ruhsatına sahip. Bu verdiğim rakamlar 2004 yılına ait. Ondan sonraki gelişmeleri elime geçtikçe sizinle paylaşacağım. Bu kadar zengin madenlerimiz var. Ondan sonra geliyor, Kaynak nerde diye soruyorlar

Türkiye’ye Dilendirilicilik Yaptırılıyor:

   Yeminle konuşuyorum bu kaynaklarla bir elimiz yağda, bir elimiz balda, kıyamet sabahına kadar rahat rahat yaşayacak bir milletiz. Nedir bu yaptığımız ki, elimizdeki serveti kuş gibi uçuruyoruz. Ondan sonra da IMF’nin, Avrupa Birliği’nin ve ABD’nin kapısına gidip para dileniyoruz. Bize bu yakışır mı?

Artvin Halkı Çevreye Çok Duyarlı:

   Artvin’de maden sahalarında üretim devam ederken, potansiyel alanlarda da arama çalışmaları sürüyor. Maden Mühendisleri Odası Artvin İl Temsilcisi Ali Gümüş, Artvin’de madencilik açısından en dikkat çekici unsurun halkın çevreye olan duyarlılığı olduğunu söyledi. Bir maden şirketinin çevreye olan duyarlılık nedeniyle runsatının düştüğünün altını çizen Gümüş, “Artvinliler madencilik alanında son derece bilinçli bir halktır. Bunun nedeni üç kuşaktır madencilik faaliyetleri içerisinde olmaları. Eğer Artvin’de madencilik faaliyetlerinden bahsetmek gerekiyorsa öncelikle bunun altını çizmek gereklidir. Bunun dışında Artvin’de arama çalışmaları ve işletmeler de devam ediyor. Bir çok maden şirketi yerli-yabancı ortaklık burada maden alanlarına yönelik ruhsat almış durumda”

İnsanlar Baskı Yüzünden Susuyor:

   CHP Gümüşhane İl Başkanı Erkan Pelit de, Gümüşhane’nin istihdam sorunu olduğu için insanların madenlerde çok az ücretler karşılığı çalıştırıldıklarını belirterek, orada maden işletmeleri tarafından verilen zararlar ve talanlara karşı ise tepki gösterecek kimsenin bulunmadığını ve bu konuda bir bilinçlendirmenin olmadığını söyledi. Pelit, uzmanların yıllarca haykırdığı en önemli sorunlardan biri olan “örgütsüzleştirme-sendikasızlık” problemini yaşayarak görmüş. Pelit yaşanan olayları şöyle anlattı : “Bir dönem bu madenlerde çalışan işçilerin sendikalaşma talebi oldu. Bazı çalışmalar yapıldı biz de destek verdik. Fakat şirket bunu kabul etmedi ve birer birer onlarca kişiyi bu nedenle işten çıkardı. Gümüşhane ekonomik açıdan oldukça sıkıntılı bir bölge başka iş sahası da olmadığından insanlar çalışmak zorundalar. Bu tür baskılar da işe yarıyor. Biz buradaki talana karşı çıktık ama nereye kadar? Herkes susuyor çünkü mecbur bırakılıyor” Pelit, buradaki maden şirketlerinin işçileri sigortasız şekilde saatlerce çalıştırıldıklarını da üzülerek belirtti.

Madenler Yerli Sermayede:

   TMMOB Maden Mühendisleri Odası Gümüşhane İl Temsilcisi Cemil Köksal da, Gümüşhane kentinin metalik madenler açısından zengin olduğunu kaydederek şunları söyledi: “ Gümüşhane maden havzası metalik madenler açısından zengin durumda. Kurşun, çinko, gümüş, altın madenleri önem taşıyor. Bunların işletmeleri de yapılıyor. Gümüşhane maden havzasında maden alanlarının ruhsatlarının alındığı duyumları elbette var. Fiiliyatta maden işletmeciliğine bakılırsa bunların yüzde 99’u yerli semayenin yeni yerli firmaların elinde. Bu firmalar Türkiye’nin önde gelen madencilik firmaları. Gümüşhane havzasında yapılan üretim sadece hammade üretimi değil. Aynı zamanda zenginleştirmede yapılıyor.



11 Dec 2011

Birinci Dünya Harbinin gururlu galipleri, bu galibiyetlerinden dört yıl sonra, asırlardır görmedikleri yenilgiyi Sakarya’da tatmışlardır.
Sakarya Meydan Muharebesi Türk milleti geliştikçe, ilerledikçe, doğunun mazlum milletleri kurtuldukça büyüyecektir.

“Ordular! İlk hedefiniz Akdeniz’dir. İleri.”
26 Ağustos 1922’de başlayan Afyon-Dumlupınar taarruzu, 30 Ağustos Başkumandanlık Meydan Muharebesi ile kesin sonuca ulaştırılmış ve meydan muharebesinden kurtulabilen Yunan birlikleri hızla çekilmeye başlamışlardı.
Başkumandanlık Meydan Muharebesinden sonra dağınık olarak çekilen birliklerin derlenip toparlanmasına ve herhangi bir hatta tutunmasına engel olmak, Yunan birliklerinin Milne (Akhisar-Salihli-Ödemiş) hattında veya İzmir yakınlarında savunma tedbiri alma ihtimalini kırmak gerekiyordu. Ayrıca Doğu Trakya’da bulunan üç Yunan tümeni Anadolu’ya getirilmeden sonuç alınmalıydı. Yunanlıların müttefiki olan Batılıların ateşkes zorlamalarını bertaraf etmek ve onların da karşı tedbir almasına imkân vemeden Misakı Millî sınırlarının gerçekleştirileceği ortamın yaratılması için gizliliğe ve sürate önem verilmesi zorunluluğu bulunuyordu.
Bu sebeple Atatürk o gün için en uzak noktayı hedef göstermişti. “Bütün arkadaşlarımın Anadolu’da daha başka meydan muharebeleri verileceğini nazarı dikkate alarak ilerlemelerini ve herkesin akıl kuvvetini ve yurtseverlik kaynaklarını kullanarak yarışmaya devam etmelerini isterim. Ordular! İlk hedefiniz Akdeniz’dir. İleri!”
Baskın ilkesi, karşı tarafın tedbir almasına fırsat vermeden sonucu sağlayacak noktaya gelmeyi gerektirir. Yunanlılar Trakya’daki üç tümenlerinin bir kısmını ancak adalara getirebilmişler, Batılıların ateşkes teklifi Başbakan Rauf Bey tarafından Atatürk’e bildirildiği zaman askerî harekât Atatürk’ün “ihtiyaç kalmadı” cevabını verebileceği gelişmeye ulaşmıştı.
15 Mayıs 1919’da muntazam kuvvetlerin mukavemeti olmadan Anadolu’ya çıkan Yunanlıların 18 Temmuz 1921’e kadar (Kütahya-Eskişehir muharebelerinin sonu) 26 ayda katettikleri mesafeyi Türkler, Yunan savunma cephesine taarruza başladıktan sonra, bir meydan muharebesini de sonuçlandırarak 14 günde katetmişlerdir.
İstiklâl Harbini sonuçlandıran bu hareketle, Üçüncü Dünyada kurtuluş harpleri dönemi başlamıştır. Böylece İstiklâl Harbi, millî tarihimizi aşarak evrenselleşmiş, Üçüncü Dünyanın doğuşuna öncülük etmiş, örnek olmuştur. İstiklâl Harbi Türklere ve doğuya çağdaşlaşma yolunu açmış, mazlum milletlere ümit vermiş, güç vermiş, çağdaşlaşmanın ortamı hazırlanmıştır. Sömürgeciliğe Türklerin yenilgisiyle etkili şekilde başlanabilmiş, sömürgelerin sömürge olmaktan kurtulmaları Türklerin savaş başarısı ve öncülüğü ile mümkün olabilmiştir.            



11 Dec 2011

Zaman gazetesinden Erdoğan'a ağır yazı

 

Daha Öncede Yazmıştık Akp'de Birşeyler oluyor diye. Bir onceki yazımızda Akp'ile Nur Cemaati'nin arasının açıldığını yazmıştık. Bizim yazımısın Üzerinden Zaman gazetesi'de bizi haklı çıkarırak bu yazımızı doğrulamış oldu. Şimdi sizlere Bugün Zaman Gazetesinde ki yazı aktaracağız anncak onun öncesinde Biz neler yazmışız O yazmızın linkinide sizinle paylaşalım ve sonunda siz karar verin

(http://w1212.inube.com/blog/902276/akp-de-bir-seyler-oluyor/ )

 Ve şimdide Zaman Gazetesinin yazısı:

Zaman gazetesinde A. Turan Alkan, Başbakan Erdoğan'ın futboldaki şike yasasıyla ilgili tavrını sorguladı ve ağır bir yazı kaleme aldı.

Güncelleme:11 Aralık 2011 10:46

Alkan yazının sonunu, "Aksi takdirde, 'Bir başbakan vardı' deyip üzüleceğiz" sözleriyle bitirdi.
Zaman gazetesinden A. Turan Alkan'ın yazısı

Burç FM ve Mehtap TV'deki programlar için, dönüşü de hesaba katarsak bir hafta içinde en az dört kere Başbakan'ın Kısıklı'daki evi civarından geçiyorum demektir.
Önce annesinin vefâtında, ardından geçirdiği ameliyat sonrasında, Kısıklı'daki sokağın ağzında bekleşen ziyaretçi kalabalığını her görüşümde içimden, uğrayıp geçmiş olsun demek hissi geçti. Çok sahici ve samimi bir arzuydu bu; dar zamanlarda gösterdiği kavî duruşu, dirâyeti ve baş üstüne koyduğu yüksek değerlerdeki ortaklığımız zamanla gıyâbî bir muhabbet peydâ etti.
Eminim ki, son seçimlerde şöyle bir kımıldanan yüzde 50 meyânında pek çok insan, hattâ daha fazlası bu düşünceleri paylaşıyor; bir geçmiş olsun telgrafı çekseler bile Başbakan'ın eline değmeyeceğini bildiklerinden daha sağlam bir "posta" usûlünü tercih ederek iyi niyetlerini dua zarfına sarıp yolluyorlar. Bu duaların ne mânâya geldiğini en iyi Başbakan bilir.
Yapamadım, bir "Devletlû" değil bir başbakan, kırk yıllık arkadaşınız olsa bile, sair zamanlardaki hukuku bulmak kabil olmuyor. Bir şeyler incinip dökülmesin diye ertelenmiş ziyaretler vardır. Öyle oldu, herkes gibi ben de hayır dua postalarına müracaat ettim. Geçmiş olsun Sayın Başbakan; tez zamanda şifâ bulup dümene geçmenizi temenni ediyorum.
Başbakan rahatsızken çok garip işler oldu; "Başbakan hastalandı da böyle oldu" dedirtecek işler değil doğrusu; aksine Başbakan'ın karar ve direktifiyle böyle oldu. Duyduğumuza göre Başbakan, partisinde kanunun inatla aynen geçmesine karşı çıkan isimleri arayıp "Aynen" konusunun altını çizmiş, ardından konuşma yasağı koymuş. Parti yöneticileri de gruba, "Değişikliğin altındaki imza Başbakan'ın imzası demektir, ona göre ha!" diye sert çıkmış. Bunun üzerine vekiller, genel kurul oylamasına girerek Başbakan'a "görünmek" gerektiğine hükmetmişler.
Başbakan'a görünmek?..
Ne için, ne uğruna? Çıkarılan kanun, 70 milyonun hukukuyla ilgili kapsamlı bir düzenleme değil ki, neticede birkaç yüz futbol yöneticisini, daha özel planda üç-beş ismi rahatlatmayı amaçlıyor.
"Şikecileri göstere göstere affettiler" dedirtmeye değer mi bilmem.
Bana çok anlamsız, hatta saçma-sapan görünüyor fakat Başbakan'ın konuya farklı bir mânâ verdiği anlaşılıyor. Böyle hâllerde, "Vardır büyüklerimizin bir bildiği zâhir!" der geçerdik: "Şey"lerin içini açıp bakmayı öğreneliberi artık geçmiyoruz. Vardır bir hikmeti değil, "Nedir yahu hikmeti?" diye taaccüp ediyor, "Bu aziz o kadar muazzez midir?" diye hayretlere gark oluyoruz.
Doğrusunu söyleyeyim mi, haddizâtında Başbakan'ın fındıkkabuğu kadar cirmi olmayan bir mesele için amme efkârından değil de futbol baronlarından yana tavır koymasına hem çok şaşırdım, üzüldüm ve kırıldım; bana öyle göründü ki şu dört yıllık ustalık döneminde Başbakan, kendi kariyer çizgisini milletin hukukundan daha fazla ciddiye alabilir pekâlâ.
Şike kanununda gösterdiği sert kararlılık ve direnç, metânetin değil aslında bükülüşün emâresidir.
Şikecilerin cezasında indirim yapılıp yapılmayacağı, ilk duruşmada salıverileceklerine dair gûft u gûların artık hiç bir kıymet-i harbiyesi yok: Şikecilerin cezasından "Yüksek ve ince siyâsetle" tenzil olunan cezâlar, yarın kamuoyu tarafından karara imza koyanların hesabına ilâve ediliverir. İmza koyanlar derken elbette diğer iki muhalefet partisini kasdediyor değilim; onlar ki birisi doğrudan AK Parti'yi kapattırmak için devrin yüksek yargısıyla kaş-göz imâlarına girişmiş, diğeri ise başörtüsünde iktidarı "Fak"a bastırıp kapattırılması ihtimâlini "Çalgı-çengi" refakatinde gülerek seyretmişti. Ne güzel kader arkadaşlarıdır bunlar AK Parti için!
Durmayınız efendim, yola devam; ustalık devri denilen demek bu imiş!
Sayın Başbakan, küçük bir hatır meselesi için daha büyük bir hâtırı kaale almamaya karar verdi. Bir şartla anlar ve affederim kendi nâmıma: Eğer hâlâ vazgeçilmedi ise yeni anayasa çalışmalarında, şike kanununda sizi can-baş ile destekleyen CHP ve MHP'yi ortak çalışmaya ikna edip, vaadiniz üzre yeni anayasayı yaparsanız ferâsetinize şapka çıkartacağım...
Aksi takdirde, "Bir başbakan vardı" deyip üzüleceğiz.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 



10 Dec 2011

''Türkiye Türklerindir Saçmalığı'' isimli yazısını manşetine taşıyan taraf gazetesine Murat Şahin'den tokat gibi cevap geldi

 


Canlı Yayında Taraf Gazetesini Yırttı ! | video.mynet.com



10 Dec 2011

Bir çoğumuz Cübbeli Ahmet Hoca'yı 2006 Yılındaki O Jetsiki sefasında tanıdık. Hoca Zevk-ü Sefa yaparken çekilmiş fotoğrafları Basına sızdı ve bayağı bir gündem oluşturdu. Ama başında bulunduğu Cemaatin üyeleri, Kol kırılır yel içinde kalır anlayışıyla Hocanın bu Zevk-ü Sefasını görmezden gelerek Hocaya İtiat etmeye devam ettiler. Ama İlerliyen zamanlarda Hoca Yine dikkat çekmeye başladı; İlk önce Hoca, AKP'nin Ilımlı İslam Projelerine karşı çıktı. En son Geçen Sene Bursa'da Bir Aşure Davetiyesine katılan Cübbeli; Diğer bir Aşure davetlisi olan Bülent Arınç'la mesafeli durmuştu. Her halinden AKP'li olmadığını belli eden Cübbe'liye Yenişafak Gazatesi'de Kancayı takmış ama pek fazla üstüne gidememişti. Cübbeli Ahmet Hoca MHP Genel Merkezinide; MHP'lilerin Kars ANI Haraberlirinde kıldıkları Cuma namazından dolayı Tebrik amaçlı ziyaret ettiği söylenmişti. Her Halinden AKP'li olmayan ve Nur Cemaati'ne boyun eğmeyen Cübbeli'nin önüne bukez Yargıyı çıkardılar. Yargı Duvarına toslayan Cübbeli, Bu sefer de ta 2006 Yılından Beri tıkatılmak istendiği deliğe Tıkatıldı. Bir çift lafımda Cübbeli taraftarlarına olacak; Bakalım Hocanın Vaaz verdiği toplantı salonlarını tıklım tıklım dolduran Cemaati yine bu seferde Cübbeli'ye sahip çıkacakmı?



09 Dec 2011

Hani bazen denk geliriz Tv Kanallarının Bazı enteresam haberlerinde ve Başlık olarakta "Canım Türkiyem" diye yayınlarlar. İşte o Canım Türkiyem Haberleri Türkiye'de Hergün yaşanmaktadır. Örneğin: Canım Türkiyemin Sendikaları vardır; Hani Çalışan İşçinin, Memurun Hakkını korusun diye. Ancak Bu Canım Türkiyemin Sendika Yetkilileri Tam tersini yaparak  korumakla Mükellef oldukları Sendika üyelerinni Tekme tokat Dövdüler Canım Türkiyemde. Hatta Bu sendika Çalışanları Maaşlarını Bu tekme tokat dövdükleri Sendika üyeleri üzerinden Maaşlarını almaktadır Canım Türkiyemde.

Bir Başka Canım Türkiyem dedirten olayda İzmir İlimizde yaşandı. İzmir'de Bir Hanfendiyi Alkollü diye Göz altına alan polisler Bayanı emniyette bir güzel dövdükten sonra Bayandan Şikayetçi oldular "Bayan Bize saldırdı" diye AllahtanEmniyetteki şiddetin görüntüleri ortaya çıktıda; Canım Türkiyemin Polislerinin Gerçek yüzü göründü.

Canım Türkiyem haberlerinden birtanesi de  “Alo 170 kaçak işçi ihbar hattı“ Bu ihbar hattını arayan Vatandaş Birdaha Aramamak üzere kendilerine söz verir oldular



08 Dec 2011

 

AKP artık durmalı. milli değerlerin bu derece ayaklar altına alındığı başka bir dönem yoktur. Milliyet kavramının içinin boşaltılmasının ardından şimdi de tarihimizle resmen alay ediliyor. İstiklal Savaşı bir palavraymış.

“ AKP’nin Türk devleti ve Atatürk’le ilgili çarpık görüşleri artık açık açık meclis çatısı altında di